HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 443
Yazar: D. Mehmet DoÄŸan
D. Mehmet Doğan'ın "Tanpınar Bilgi Şöleni"nde yaptığı açış konuşması
D. Mehmet Doğan'ın Adımızı soran, arayan var mı?
 
TYB Åžeref BaÅŸkanı D. Mehmet DoÄŸan'ın 60 yıl sonra Bursa'da Tanpınar zamanı bilgi ÅŸölenini açış konuÅŸması.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Selâm olsun” ÅŸiirinin son mısraıdır bu.

Åžiir daha isminden baÅŸlayarak bize Yûnus Emre’nin bir ÅŸiirini hatırlatır:

Bu dünyadan gider olduk kalanlara selâm olsun
Bizim için hayır dua kılanlara selâm olsun

Tanpınar’ın ÅŸiiri ÅŸöyle baÅŸlar: “Selâm olsun bizden güzel dünyaya.”

Yûnus geride kalanlara, ibret kastıyla seslenirken, Tanpınar dünyaya seslenir ve ÅŸiirinde dünyevilik kendini gösterir:

Bahçelerde hâlâ güller açar mı?
Selâm olsun sonsuz güneÅŸe aya
Işıklar, gölgeler suda oynar mı?
Hepsi de güzeldi, kar, tipi, fırtına
Günlerin geçiÅŸi ardı ardına…

Yûnus’un ÅŸiirinde dünyaya özlem yoktur, fakat son mısrada…fâniler dünyasına seslenerek ÅŸiirini bitirir:

Miskîn Yûnus söyler sözi kan yaşıla toldı gözi
Bilmeyen ne bilsün bizi bilenlere selâm olsun

Ebediyet âleminden konuÅŸan Yûnus’un fâni âlemdekiler tarafından bilinme arzusu bu son mısralarda ortaya konulur. Bu noktada iki ÅŸiiri arasında bir müÅŸtereklik görülebilir:

Dönmeyen gemiler olduk açıktan
Adımızı soran, arayan var mı?

Tanpınar’ın bu ÅŸiiri bir bedbinlik anında yazdığını düÅŸünebiliriz. Dünyanın güzelliklerine veda edecektir ve arkasından onu bilenler, hatırlayanlar olmayacaktır. Oysa kendince mühim ve büyük iÅŸler yapmıştır. 60 yaşında dünyaya veda ederken ÅŸiirleri bir tarafa hikâye kitapları, romanlar, incelemeler ve 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi gibi orijinalliÄŸinden ÅŸüphe edilmeyecek eserler ortaya koymuÅŸtur. Buna raÄŸmen saÄŸlığında gereken ilgiyi görmemiÅŸ, romanları ya tefrika halinde gazete sayfalarında unutulmuÅŸ, ya da yıllarca tek baskıda kalmıştır. Ben Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün 1961’de yapılan ilk baskısını 1970’lerde almış ve Tarih Kurumu’nda çalışırken okumaya baÅŸladığım bu romanın içinde bulunduÄŸum kurumu anlatan bir eser olduÄŸunu düÅŸünmüÅŸümdür!

Tanpınar elbette çok yönlü bir edebiyat ve sanat adamı. Fakat onun en çok ÅŸiiri ve mûsıkîyi mühimsediÄŸini görürüz.

Åžiir söz sanatının zirvesidir. “Belki bir bakıma tek millî sanat ÅŸiirdir” der. “Åžiir bir iç kale sanatıdır.” “Yalnız ÅŸiirdir ki yazıldığı dilin malıdır.”

“Åžiirin güzel sanatlar içinde garip bir talihi vardır. Örgüsünü veren malzeme -yani lisan- itibarıyle hemen herkes için olan bu sanat, gene bu yüzden hudutları en dar olan sanattır.”

Tanpınar, güzel sanatlardan resmi, heykeli, mimariyi ortadan biraz üstün zekânın kavrayabildiÄŸini, anlaşılması için hususî bilgiye az çok muhtaç olan mûsıkînin bile, hiç olmazsa bir medeniyetin zevk çerçevesi içinde, dinleme kabiliyetinden baÅŸka bir vasıtaya muhtaç olmadan tadıldığını belirtir. “Åžirden gayri söz sanatları da az çok böyledir. Yazıldıkları dilden gayri dillere tercümeleri mümkündür.” Åžiir ise tercüme edilemez. “YaÅŸadığı memleketin dışında ÅŸöhret yapan tek ÅŸair yoktur.”

Bu Avrupa’da mümkündür, entelektüel Avrupa 16. Asırdan beri tek aile gibi yaÅŸadığı için ÅŸiirde kolayca dünya ölçüsünde ÅŸöhret kurulabiliyor. “Eskiden bizde de böyle idi…Onun için eski medeniyetin müÅŸterek malı olan ÅŸöhretlerimiz vardı.”

“Åžiirde dil her ÅŸeydir. Dili kaçıran insanı da yakalayamaz. O (Yahya Kemal) Türkçeyi buldu ve bulduÄŸu bu türkçe ile en muasır ÅŸiirlerden birini vücuda getirdi.”

“Türk ÅŸiirinin, Türk edebiyatının belli baÅŸlı meselesi dil meselesidir. Gençler yeni bir kelime fetiÅŸizmine düÅŸtüler ve yeniliÄŸi kayıtsız ÅŸartsız kabul etmeyi ihtiyarlamamanın tek çaresi gibi gören yaÅŸlılar da bundan pek hoÅŸlanıyorlar. Bu yüzden hiçbir milletin tarihinde görülmemiÅŸ bir anarÅŸinin içindeyiz. Bittabiî burada dilin yenileÅŸmesi aleyhinde bulunmuyorum. Fakat halk kaynağından uzaklaÅŸtığımızı hatta bu kaynağı yanlış tefsir ettiÄŸimizi, yeni zümre dili kurduÄŸumuzu ve hayatın kendisi olan dilin karşısında çok dimaÄŸî kaldığımızı söylemek istiyorum.”

Tanpınar’ın eserlerinde mûsıkî geniÅŸ yer tutar. Mahur Beste ve Huzur romanlarında bu çok bariz ÅŸekilde görülür. Tanpınar Huzur için “Romanın asıl kahramanı İstanbul ve mûsıkîmizdir” der.

Büyük garp mûsıkîsinin yanına konulabilecek yegâne büyük mûsıkîye sahip olmamıza raÄŸmen, bundan haberdar deÄŸilmiÅŸ gibi gözükmekte ısrarlı olduÄŸumuzu söyler.

Itri’nin, İsmail Dede’nin, bir Bekir AÄŸa’nın eserleri etrafımızda naÄŸmenin, ilahî cezbenin, ruhtan süzülmüÅŸ, sahih hakikatlerin kapalı bahçeleri gibi yüzmektedir. Bu bahçelere girsek, yani mûsıkîmizin farkına varsak, her ÅŸey deÄŸiÅŸecektir. Fakat bunu bugünkü Avrupalı kimliÄŸimizle yapmamız lâzımdır. “Çünkü ÅŸarklı benlik, bu eserlerden bizim bugün anlayacağımız ÅŸeyleri anlayamaz.”

Bu musikiyi ve klasik sanatlarımızı medeniyetimizin, kültürümüzün tabiiliÄŸi içinde geliÅŸtirmiÅŸizdir. Eskiler bu tabiiliÄŸin dışına çıkarak mûsıkîmizi anlayamazlar. “Onun için mesela Dede Efendi’nin herhangi bir bestesi onun hayatına (ait) olan bir akidenin bir parçası idi, keza Fuzulî evliyaullahtan bir zattı ve Mevlâna ÅŸiir yazmaz, bir takım tasavvufî hakikatleri tebliÄŸ ederdi.”

“Emin olalım ki, bu eserlerin yarım aydınlığında bizim en küçük çığlığımıza cevap vermeye hazır olan binlerce ruh vardır. Memleketimizin her tarafında harsımızın her köÅŸesinde nefha nefha ruh esiyor. Dünküler bunu göremezlerdi. Çünkü onlar bu eserlerin hiçbir deÄŸiÅŸikliksiz, binaenaleyh ÅŸuursuz devamıydılar.”

“Hulasa bizden evvel gelenler asil bir sabır ve civanmert bir feragatle, kâinat görüÅŸlerinin müsaade ettiÄŸi bir kemâl anlayışıyla asırlarca çalışarak bir güzellik âlemi yaptılar. Bu âlemi sevmek ve tanımak kendi kanımızın tecrübeleriyle kendimizi zenginleÅŸtirmektir.”

Tanpınar’ın Huzur romanında, bir meÅŸk silsilesinin temsilcisi olan ünlü neyzen Emin Dede ve talebesi Ressam Cemil (Halil Dikmen) de vardır.

Tanpınar “Sahnenin Dışındakiler” romanında İhsan’ı ÅŸöyle söyletir: Mûsıkî düÅŸünceyi deÄŸil, nabzı idare etmektedir. İnsanımız ‘alaturka mûsıkî’ dedikleri acayip tokmakla dövüle dövüle’ ÅŸekillenmiÅŸtir ve bunun için halâ direnme gücü vardır.

Tanpınar Halil Dikmeni dinledikten sonra, “Halil, bu yaptığının ne kadar büyük bir iÅŸ olduÄŸunu bilemezsin. Bununla Türkiyeyi yeniden inÅŸa ediyorsun” der.

Sahnenin Dışındakiler’de BoÄŸaz’da adeta bir mûsıkî meydan muharebesi anlatılır.

“ÇocukluÄŸumda o kadar yekpâre ÅŸekilde bizim olan, bizim zevkimizi veren BoÄŸaziçi’nde ÅŸimdi birkaç ayrı mûsıkî birden duyuluyordu.”

“Rum halkın bindikleri sandallardan kitara ve mandolin sesleri geliyordu. Kanlıca koyundan bir türlü çıkmayan geniÅŸçe bir istimbotta ise, Amerikan neferleri kendilerine balalayka çaldırıyorlardı. Bütün bu yabancı akisler bizi öldüresiye rahatsız ediyordu.”

“Bu nasıl oldu, ben de anlayamadım. Kanlıca koyundan, tam çıkmak üzere idik ki, Tevfik Bey birdenbire Yani’ye: ‘Dön! Dedi, ÅŸu heriflere bir ders verelim!’ Ve birdenbire denizin ortasından aya karşı bu toprakta, bu ÅŸehirde yaÅŸayanların sesi, kendi medeniyetimizin sesi, en geniÅŸ ÅŸekilde yükseldi.”

“O anda, bütün BoÄŸaz tepelerinin, Tevfik Bey’in okuduÄŸu gazeli birbirine gönderdiÄŸi muhakkaktı.”

“İlk önce kitara ve mandolin sesleri sustu, sonra istimbottakiler sustular, sonra bütün etraf sustu. Tevfik Bey’in sesi BoÄŸaz’ı tek başına zaptetmiÅŸti. Tevfik Bey Yani’ye:

-BebeÄŸe çek! dedi.

“Halinde, malikânesinde isyan çıkmış da onu tenkil etmeÄŸe gidiyormuÅŸ gibi bir eda vardı. BebeÄŸe doÄŸru döndük. Fakat bu sefer tek sandal deÄŸildik. İstimbotun dışında bütün yoldaki sandallar bizimle beraberdi. Artık yanı başımızdan ayrılmayan bir sandaldaki tanbur, ud, keman, Tevfik Beyin emrine girmiÅŸti.”

“Bebek koyunda da aynı ÅŸey oldu. Yolda sadece Åžakir AÄŸa’dan bir beste ile Hacı Arif Bey’in iki ÅŸarkısını söyliyen Tevfik Bey, körfeze girer girmez tekrar gazele baÅŸladı. Ve hemen arkasından halkımızın bütün hüzün ve hasretiyle dolu bir maya geldi.

“Tevfik beyin sesi BoÄŸaz gecesinde (OÄŸul…OÄŸul..) diye sızlanırken biz BoÄŸaz tepeleriyle Bingöl daÄŸları öpüÅŸüyor sanmıştık. Hepimiz galiba Yani ve İstratos da beraber aÄŸlayabilirdik.”

“Fakat Tevfik bey coÅŸmuÅŸtu. ‘Åžimdi doÄŸru eve…’ diyordu. EÄŸer bu gece bir zeybek oynamadan yatarsam hasta olurum.’ Neredeyse az evvel tenkil ettiÄŸi, susturduÄŸu sandalların içindekileri köÅŸke davet edecekti.”

“Tevfik Beyin BoÄŸaz sularını kendi zevkinin malikanesi addettiÄŸi aÅŸikârdı. Orada kendi İstanbul efendisi zevkini ve kulak terbiyesini tırmalayan yabancı âhenkleri dinlemeyi aklı almıyordu. Bu yüzden pek haklı olarak güvendiÄŸi sesiyle onları susturmak istemiÅŸti.”

“Selâm olsun” ÅŸiirine dönelim, Tanpınar’ın o yakıcı mısraını hatırlayalım: “Adımızı soran, arayan var mı?”

Ahmet Hamdi Tanpınar, 60 yıl önce 24 Ocak 1962’de vefat etti.

Yuvarlak hesap 60 yıllık ömründe dilimiz ve edebiyatımız için güzel ve büyük iÅŸler yaptı. Åžaheser addedilmesi gereken romanlar yazdı, “edebî” edebiyat tarihinde ve ÅŸehir edebiyatımızda gerçekten çığır açtı. BeÅŸ Åžehir, onun Anadolu’da meydana getirdiÄŸimiz medeniyet terkibinin ÅŸiirli bir dille ifadesi olan ve mutlaka genç nesiller tarafından dikkatle okunması gereken bir eseridir. Diyebiliriz ki, BeÅŸ Åžehir bizde yaygın bir ÅŸehir edebiyatını doÄŸuran ana kitaptır. 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, ilim ve edebiyat tarihimizde benzeri olmayan bir ÅŸaheserdir. Bugünün yeni Türk edebiyatı hocaları, onu okuyup talebelerine aktarıyor ve sevdirebiliyorlarsa, gerçekten kendilerini huzur içinde hissedebilirler.

Tanpınar, edebiyatımızın öncelikle “ÅŸair” saydığı bir büyük isim. Åžiirde, üstad addettiÄŸi Yahya Kemal’in yolundan gitmez. MeÅŸhur Bursa’da Zaman ÅŸiiri hariç, Tanpınar, Güzel Sanatlar Akademisi’nde estetik ve mitoloji derslerinden halefi olduÄŸu Ahmet HaÅŸim’in izindedir. Tıpkı HaÅŸim’de olduÄŸu gibi, Küçük bir kitap teÅŸkil eden ÅŸiirleri hakkıyla deÄŸerlendirilmiÅŸ deÄŸildir. Bunun önemli sebeplerinden biri, Tanpınar’ın ölümünden sonra daha çok hikâyeci ve romancı olarak tanınmasına baÄŸlanabilir.

SaÄŸlığında beklediÄŸi ilgiyi göremeyen Tanpınar, 1970’lerden itibaren tanınmaya, 1980’lerden itibaren de bazı kesimler tarafından keÅŸfedilmeye baÅŸlanan bir yazarımızdır. Onun Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı, bürokratik yapıları ince bir alaycılıkta ele alan bir dünya ÅŸaheseridir. EÄŸer Türkçe 20. yüzyılda dar bir alana hapsedilmese idi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün bütün dünyanın tanıyıp deÄŸer verdiÄŸi bir eser olarak kabul göreceÄŸinden ÅŸüphe edilmez.

Tanpınar’ın eserlerini okuyan bir kimsenin en fazla aklında kalacak olan ibare, “Devam ederek deÄŸiÅŸmek, deÄŸiÅŸerek devam etmek”tir.

Tanpınar, unutulmadı. Bugünlerde onunla ilgili toplantılar yapılıyor. Burada yapılan “60 yıl sonra Bursa’da Tanpınar zamanı” baÅŸlıklı toplantı çok anlamlı. Bursa elbette bizim için çok kıymetlidir. Osmanlının beÅŸiÄŸidir. Tanpınar’ın Bursa’da Zaman ÅŸiiri ile zihnimizin Bursasını inÅŸa ettiÄŸini unutmayalım. Bursa denilince hatırımıza gelen isimlerin başında da Tanpınar gelir. Bu yüzden Yıldırım Belediyesi ile Türkiye Yazarlar BirliÄŸi’nin müÅŸtereken düzenlediÄŸi bu faaliyet her türlü takdirin üstündedir.

Türkiye Yazarlar BirliÄŸi, 1982’den beri çeÅŸitli vesilelerle Tanpınar’ı anıyor. 1982 vefatının 20. Yılı idi. DoÄŸumunun yüzüncü yılında yine Bursa’da “Tanpınarla 100 yüze” bilgi ÅŸölenini yapmıştık. On yıl önce, vefatının 50. yılı dolayısıyla Ankara’da düzenlediÄŸimiz bilgi ÅŸölenini de burada hatırlatmak isterim.

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: D. Mehmet DoÄŸan
15-01-22
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
D. Mehmet Doğan'ın "Tanpınar Bilgi Şöleni"nde yaptığı açış konuşması
Online KiÅŸi: 34
Bu Gün: 466 || Bu Ay: 6.445 || Toplam Ziyaretçi: 2.929.833 || Toplam Tıklanma: 58.634.056